for art...

1- Hayat yolculuğunuzu nasıl tanımlarsınız ve bu yolculuğunuzun devamında olmasını istediğiniz hayal/hedefleriniz nelerdir?

 

 

Hayatı hiçbir zaman dümdüz bir yol olarak görmemeye çalıştım. Hayat yolculuğunda bazen inişler bazen yükselişler yaşıyor insanoğlu. Bazen ise bir plato evresine girebiliyor. Önemli olan o yolu yürürken adımları sağlam atabilmek ve inişlerin de bir yükselişi olabileceğini bilebilmek. Yolculuğumu aslında hep stoacılık felsefesine dayandırmaya çalıştırdım. Yani inişlerin getirmiş olduğu krizleri bir fırsat olarak görme gayesiyle hareket ettim. Tabi bunu her zaman gerçekleştirdim mi? Elbette hayır. Zaman geçtikçe ve yolculuğun da bir şekilde sürdüğünü gördükçe memento mori felsefesi ile hep fani olduğumu aklımda tutmaya endeksledim kendimi.  Bu da insanı anı yaşama gerekliliğine ve ister istemez daha olgun bir düşünce yapısına sürüklüyor. Hayat yolculuğu öyle ya da böyle devam ediyor. Bu yolculuğun devamında da umutlarım ile var olmaya çalışacağım. Çünkü umutlar tükenince tükenen sadece umutlar olmuyor, bizler de tükeniyoruz. Tarih muazzam insanları tanıttı bizlere ve bunların birçoğu dünyanın merkezinde olduklarını sandılar hep. Ama şimdi hiçbiri yoklar. O yüzden bizler de kimseyi dünyamızın merkezine koymayıp hayatımıza giren iyi ya da kötü kişi ve olayları olgunluk merdivenlerimize eklenen birer basamak olarak görürsek hayat daha yaşanılası olacaktır elbet. Ben de bu gaye ile hareket etmeye devam edeceğim. Ailem ve bana değer veren insanlar arkamda olduğu sürece hayatımın yolculuğu esnasında dinlediğim müziğin ritmine bırakacağım kendimi. Yolculuğumuzda bize yarar sağlayan ya da zarar veren insanları birer figüran olarak görüp yolculuğuma devam edeceğim. Çünkü bu hayat yolculuğu filminin yönetmeni benim.

 

 

 

2- Yazmaya nasıl başladınız? Ne için ve hangi duygular içerisinde yazıyorsunuz?

 

 

Yazmak benim için aslında çocukluğumdan beri gerçekleştirdiğim bir eylem. Yapı itibariyle içe kapanık biriyimdir. İnsanın her zaman dışa vurması gereken duyguları vardır. Bunlar öfkeleri, korkuları, sevinç ya da hüzünleri olabilir. Fakat bunları her zaman toplumsal kaide ve kuralları göz ederek ifade edemeyebilirler. İşte tam da bu durumda yazmak benim için tam bir duygu boşaltım mekanizması görevini yerine getiriyor. İnsanlar kapitalist sistemin dayatımı neticesinde kendilerini hep mutlu olma zorunluluğundaymış gibi hissediyor. Fakat hayat insana her zaman istediklerini vermiyor. Vermeyecek de. Yaşadığımız bir kötü olay neticesinde hayat bize ‘’ tamam bu en kötüsü bundan kötüsü olmayacak ‘’ demeyecek. Bu sebeple bizler de tüm bu duyguları yaşarken aldığımız dersleri, içimizden geçenleri, dışa vuramadıklarımızı bir beyaz kağıda dökersek hayata karşı daha farkındalıklı olabiliriz. Benim için de yazma serüveni işte tam bu noktada başladı.

 

 

 

3- Kitaplarla olan ilişkinizi nasıl tanımlarsınız? Hangi tür kitaplar ve hangi yazarlar daha fazla ilgi alanınızda?

 

 

Her kitap değerlidir mottosu ile hareket eden bir insan değilim aslında. Bir kitap bittiğinde beni düşündürmüyorsa ve aynı yazarın başka kitaplarını da okuma hevesini vermiyor ise o kitap bana senelik kitap okuma hedefime artı bir kitap olarak katkı vermiştir sadece. Okuduğum kitaplarda altını çizebileceğim cümleler olmalı. Onlar üzerine düşünmeliyim ve yeni araştırmalara girmeliyim. Özellikle Dostoyevski, Sabahattin Ali, Oğuz Atay ve Yaşar Kemal bu bağlamda tüm eserleriyle bana çok şey katmışlardır diyebilirim. Bunun dışında Gonçarov’un Oblomov adlı eseri de benim için çok ayrı bir yerdedir.  Aslında; kendini toplumdan soyutlamış, kendi iç dünyalarına çekilmiş, yaşamın ve insanların getirdiği hayal kırıklıkları sebebiyle tercih edilmiş yalnızlıklar yaşayan karakterleri barındıran kitaplar her zaman kitap okuma listemin en üst sıralarında yer alır. Bu bağlamda da İçimizdeki Şeytan, Tehlikeli Oyunlar, Tutunamayanlar, Yer Altından Notlar gibi kitaplar başucu kitabım niteliğindedir.

 

 

 

4- Hayatı nasıl tanımlıyorsunuz? Motivasyon kaynaklarınız nelerden oluşuyor ve hem kendinize hem insanlara sunmak istediğiniz başat tavsiye nedir?

 

 

Hayat bilinmezlikler ve belirsizlikler ile dolu olan, kaderimizin gayretimiz ile şekillendiği bir puzzle bana göre. Bu puzzleın parçalarını da bizler yaşadığımız olaylardan çıkardığımız dersler ile tamamlıyoruz aslında. Mesela hayatımıza giren bir insanı puzzlemızda uygun olmayan bir yere yerleştirdiğimizde eğreti duruyor ve puzzle ilerledikçe o eğretilik kendini daha belirgin bir şekilde gösteriyor. Ve biz de doğru olan parçayı bulduktan sonra o yanlış olan parçayı çıkardığımız zaman işte bizim de puzzlemız daha güzel bir şekle bürünmüş oluyor. Hayat doğru parçaları doğru yerlere konumlandırdığımız zaman bize daha güzel şeyler sunacaktır elbet. Benim de okuyuculara verebileceğim tavsiye kaybedeceğiniz savaşlar üzerinde cephane ve zaman harcamayınız. Her zaman önünüze bakın evet ama arada göz ucuyla geriye de bakın ki, ne kadar yol kat ettiğinizi görebilesiniz.

 

 

 

 

5- Hayat hikayeniz ile yazdıklarınızın ilişkileri nasıldır?

 

 

-

 

 

 

6- Bir kelime veya bir cümlelik tanımlamalar eşliğinde:

En sevdiğiniz eşyanız, sizi en fazla mutlu edecek şey, keşke tekrar yaşasaydım dediğiniz olay?

 

 

En sevdiğim eşyam not defterim

Beni en fazla mutlu edecek şey ise artık gelmesi gerektiğini düşündüğüm, canı gönülden istediğim ve çok özlediğim bir Fenerbahçe şampiyonluğu

Keşke tekrar yaşasaydım dediğim olay değil ama an çocukluğumdan herhangi bir yaz günü.

 

 

 

7- eecstaticc’i genel çerçevede nasıl yorumluyorsunuz? eecstaticc tarafından yayınlanan yazı/yazılarınız ve eecstaticc Sanat Kitapları hakkında neler söylemek istersiniz ve son olarak belirtmek istediğiniz şeyler nelerdir?

 

 

Ahenk, Mısra ve Bahar adlı kitaplarda yer aldım. Genel olarak yazmaya hevesli olan benim gibi bireyleri bu yolda destekleyen ve bizlere bu şansı tanıyan bir yapıda olduğunuz için ben tüm eecstaticc ailesine sonsuz teşekkürlerimiz sunuyorum. Son olarak ‘’Yazın, çünkü yazmak özgürlüktür.’’ 

Saygılarımla

 

 

 

Instagram: @oblomovreis

Utku İnce

 

Haziran 2021

© eecstaticc