for art...

1- Hayat yolculuğunuzu nasıl tanımlarsınız ve bu yolculuğunuzun devamında olmasını istediğiniz hayal/hedefleriniz nelerdir?

 

 

Hayat yolculuğumu bir tanımlama üzerinde kurmaya kalkarsam her yıl için hatta her ay için ayrı bir tanımlama yapmak zorunda kalacam. Ben, bunun yerine bu yolculuğu nasıl hissettiğimi ya da nasıl hissetmek istediğimi yazmak istiyorum biraz,

Murat Özyaşar'ın "Ayna Çarpması" kitabını okuyanlar bilir. Kitabın kapağında şöyle bir yazı durur,

"Eve yalnız dönerken kendi kendime söylediğim sözlermiş doğru olan"

Her okuduğumda, insanın varacağı en doğru yerin, kendi kendine gidilen yer, en doğru sözün, kendi kendine söylenen söz, ve bir yere yalnız dönmenin, harcı dökülmüş çıkmaz sokaklara değil, insanı doğru ya yükselten bir merdiven olduğu anlamını çıkartıyorum hep bu cümleden.

Çocukken çoğu kişi yaşamıştır, bende yaşadım. Duvara adımızı yazar, sonra sırf yazdığımız o yazı duruyor mu diye dönüp dolaşıp hep aynı duvarın dibine dikilip kalırdık. Beklerdik öyle. Ben yokken, ben gitmişken, ben buralarda değilken, benden geriye bir şey kalmış mı merakıydı bu tekrar tekrar görme isteği. Çünkü hep kendi kendime söylediğim bir söz, kendi kendime yazdığım bir yazı, kendi kendime döndüğümüz bir hayat yeri bırakmak istiyordum çok sonrasının çok hatrına.

Kendime merdiven çıktığım bu yolda, beni yanlış soyan dünyaya karşı hep doğru giyinmek istedim, ve bundandır ki yanlış giyinmiş hiçbir kalabalıkta durmadım. İnsanın en doğru olanını en yanlış olanından ayırabilen o hisle, o duyguyla, o her şeyin ilk başladığı, ilk öğrenildiği yere doğru kendi kendine gidiyor oluşunu hep canlı tutmak istedim kendimde. 

Hedef ve hayal konusu ise, tabi ki uzun bir listem var ama bunlardan birkaçını yazabilirim şimdilik, öncelikle okuduğum Bilgisayar Mühendisliği Bölümünü bitirmek ve bu alanda faydalı işlere imza atmak, bununla birlikte, kurucularından ve gönüllüsü olduğum "Çocuk Hayali Gönüllüleri" yardım grubunun büyüyüp ileriye gitmesine katkıda bulunmak, ve bunlara paralel olarak da tabi ki edebiyat. Çocukken duvarlara yazdığım yazılara dönüp dönüp tekrar baktığım gibi bu alanda da dönüp kendimden bir şeyler bırakmış mıyım diye tekrar tekrar bakmak istiyorum.

 

 

 

2- Yazmaya nasıl başladınız? Ne için ve hangi duygular içerisinde yazıyorsunuz?

 

 

Yazma serüvenim yukarıda da belirttiğim gibi ilk olarak duvarlara adımı yazmakla başlamıştı, ardından ilkokulda resim dersiyle devam etti bu. Yaptığım her resmin altına, üstüne, sağına, soluna boş bulduğum her tarafa mutlaka özlü bir söz yazar, o resmin ancak o sözle tamamlanabileceğini düşünürdüm.

Bu alışkanlığım lise yılarında da devam etti, okulda kullandığım defterimin üst köşelerine büyük Şairlerin, Yazarları, Aydınların, Devrimcilerin, hatta Peygamberlerin bilinen özlü sözlerini yazarak kendimi bu sözlerle motive edip ders çalışırdım hep.

Edebiyat hayatına girmem ise; tabi ortaokul ve lise yıllarında istek olarak hep vardı bu ama liseden sonraya, üniversiteye hazırlanma sürecindeyken kısmet oldu,  o zamanlar Ahmed Arif ’in etkisinde olduğum bir dönemdi, o etkiyle yazdığım "Beklerdim Hep" adlı ilk şiir denemem, tesadüf ki gönderdiğim ilk dergide yayınlanmıştı. Bunun verdiği sevinç ve özgüvenle hemen yeni şiirler yazmaya başlamıştım. Ve sonuç olarak bugün burada bu söyleşiyi yapıyoruz.

İnsan çok mutlu olduğu anları da çok üzgün olduğu anları unutmak istemez, hep sonradan dönüp dönüp tekrar bakmak ister o duygulara, çünkü o iki duygu insanın en çıplak samimiyetidir.   insan aslında samimiyetini kanıtlayamadığı için yazar, ben hep bu duyguyla yazdım..

 

 

 

3- Kitaplarla olan ilişkinizi nasıl tanımlarsınız? Hangi tür kitaplar ve hangi yazarlar daha fazla ilgi alanınızda?

 

 

Aslınca bu ilişki benim için, görücü usulüyle başlayıp aşk evliliğiyle noktalanmıştı diyebilirim. 

Ortaokul yıllarında abilerimin sürekli tavsiye etmeleri üzerine, birazda sıkılarak başlamıştım okumaya ilk kitaplarımı. Gazete kuponları toplayarak eve getirdikleri 100 Temel eser seti içinde bulunan Dünya Klasikleri kitaplarını okuma fırsatım olmuştu böylelikle. Dünya Klasiklerini okuduktan sonra kitaba olan yaklaşımım da otomatikman değişti, artık tavsiye üzerine değil merak ettiğim için okumaya başlamıştım, tavsiye edilenden tavsiyen edene rütbe atlamıştım. Bu tavsiye geleneğini sürdürebilmek için ara ara sosyal medyadan paylaşımlar yaparak, yakın çevremdeki kişilere ise kitaplar hediye ederek devam ettirmeye çalışıyorum.

Tabi ki her türden okumaya özen gösteriyorum ama son zamanlarda okuduklarım arasında Şiir ve Öykü daha çok ön planda diyebilirim.

Son zamanlarda ilgilendiğim yazar ve şairler;

Mehmet Uzun, Khaled Hosseini, Bertolt brecht, Ferid Edgü, Murat Özyaşar, Selim Temo, Seyyidhan Kömürcü, Veysi Erdoğan, Nurullah Kuzu, Beşir Sevim, Devrim Horlu ve Hüseyin Akcan,

 

 

 

4- Hayatı nasıl tanımlıyorsunuz? Motivasyon kaynaklarınız nelerden oluşuyor ve hem kendinize hem insanlara sunmak istediğiniz başat tavsiye nedir?

 

 

Hayatı, "kısa süren rüya" olarak tanımlayabilirim, rüyası güzel olanın bitmesini istemediği, kötü olanın ise çabucak bitsin istediği bir zaman aralığı bu.

Merak edince araştırıp okumuştum birkaç yerde, bugüne kadar dünya üzerinde tam 109 milyar insanın yaşamış olduğu söyleniyor, yani bu kadar insanın bu rüyayı daha önce görmüş olması ve hala da görüyor oluşu, benim için büyük bir kütüphaneyle eşdeğer derecede önemlidir.

Bu kadar rüya, bu kadar tecrübe, bu kadar fotoğrafın olduğu bir dönemde değişmeyi denememek ve bütün ömrünü şikâyet etmekle harcamak, akıllıca bir davranış gibi gelmiyor bana. İmkânları zorlayarak görebileceğimiz en iyi rüya için mücadele edilmesi taraftarıyım, 

Halil Cibran,

"Alın yazınızı sadece alın terinizle silebilirsiniz." diyor.

Eğer rüyamızdan şikâyetçiysek alın teri döküp değiştirmeyi denemek zorundayız, bir ömür sevmediğimiz bir rüyayı görme mecburiyetinde değiliz.

İnanılır veya inanılmaz saygı duyarım herkese, ama benim tek motivasyon kaynağım Allah(c.c) ‘ın var olduğuna inanıyor oluşumdur.

 

 

 

5- Hayat hikayeniz ile yazdıklarınızın ilişkileri nasıldır?

 

 

İnsanın yazdıkları kendi eksiklikleridir. Hayatında neyi eksik bulmuşsa onu yazmak ister insan, bu kendini tamamlamak için değil, o eksikliğini unutmamak içindir aslında.

Ben, bende ki eksik olan şeyleri yazmaya çalışıyorum, eğer eksiksem bunu unutmamalıyım.

 

 

 

6- Bir kelime veya bir cümlelik tanımlamalar eşliğinde:

En sevdiğiniz eşyanız, sizi en fazla mutlu edecek şey, keşke tekrar yaşasaydım dediğiniz olay?

 

 

En sevdiğim eşyam kitaplığım. Beni en çok mutlu eden şey, yardıma muhtaç çocuklar için hazırlanan projelerde yer almak. Keşke tekrar yaşasaydım dediğim olay, çocukken rahmetli babamla Dicle nehrinde balık tutmaya giderdik, onu tekrar yaşamak isterdim.

 

 

 

7- eecstaticc’i genel çerçevede nasıl yorumluyorsunuz? eecstaticc tarafından yayınlanan yazı/yazılarınız ve eecstaticc Sanat Kitapları hakkında neler söylemek istersiniz ve son olarak belirtmek istediğiniz şeyler nelerdir?

 

 

İnsanların bir birinden bu kadar kopuk yaşadığı, tanımamazlıkta bu denli ısrarcı olduğu bir dönemde sanatın gücünden faydalanarak birleştirici bir tutum içinde yer alması ve bunun için çaba sarf etmesi takdir edilmesi gereken bir durum.

eecstaticc’i sosyal medya üzerinden ilk gördüğümde 16. Kitap olan, "AYAZ" kitabı için eser alımları vardı. Üç şiir göndermiştim, gönderdikten bir gün sonra, "sonra" adlı şiirimin yayınlanacağı, dört gün sonra ise kitabın çıktığı haberi geldi. Kitapta yaklaşık yüz eser bulunmasına rağmen, böyle meşakkatli bir alanda bu kadar çok eserin tek tek okunup düzenlenmesi, kitap haline getirilmesi şaşırtmıştı beni gerçekten, takdir etmiştim bu azmi.

Son olarak bu muazzam çalışmada emeği geçen ve bu güzel söyleşi serisine beni uygun gören eecstaticc ailesine bir kez daha teşekkür ediyorum. Sanatla, sevgiyle kalın,

 

 

 

Instagram: @mehmetsahakcan

Twitter: @SahAkcan

 

Mehmet Şah Akcan

 

Haziran 2021

© eecstaticc