for art...

1- Hayat yolculuğunuzu nasıl tanımlarsınız ve bu yolculuğunuzun devamında olmasını istediğiniz hayal/hedefleriniz nelerdir?

 

 

Hayat, hedeflerime ulaşabilmem için bana fedakârlıklar yapmam gerektiğini öğretti. En çok da kendimden. Ancak hiçbir zaman pişmanlık duymadım çünkü bugün bizi biz yapan her şeyi dün yapmış olduğumuz fedakârlıklara borçluyuz. Hayatımı gökyüzüne kadar uzanan bir merdiven gibi düşünecek olursam, bulutlara dokunduğumu hissettiğim anlarda bile rehavete kapılmadım ve hep ilk basamaktaymışım gibi hareket ettim. İnsan, kendi duygularına hükmedebildiği ölçüde özgürdür. Bu yüzden hiçbir zaman duygularımın, aklıma hükmetmesine izin vermedim. 

Hayalim, bir öğretmen adayı olarak ülkemizin geleceğinin teminatı olan, kendilerini sanata, bilime ve insanlığa adamış nesiller yetiştirmek. Biliyorum ki bir çocuğa dokunmak bir yaşama dokunmak demektir. Rahmetli Doğan Cüceloğlu’nun dediği gibi: ''Öğretmenlik yapan öğrenci görür karşısında ama öğretmen olmuş olan canlar görür karşısında.''

Hedefim karşımda öğrenciler değil, canlar olduğunun bilincinde bir öğretmen olmak.

 

 

 

2- Yazmaya nasıl başladınız? Ne için ve hangi duygular içerisinde yazıyorsunuz?

 

 

Ben, kendimi bildim bileli Türkçeye ilgi duydum. Diğerlerine ders gözüyle bakarken Türkçenin yeri bende hep ayrıydı. 

İlkokul ve ortaokul yıllarında bazı öğrencilere eziyet gibi gelen yazma eylemi benim için bir zevkti. Sözelci olarak sayısal derslerimi geçmemde bile yazı ve defter  düzenim bana çok yardımcı oldu diyebilirim. Lisede edebiyat ile tanışmam ise hayatımda bir dönüm noktasıydı çünkü daha girdiğim ilk derste karşımda sanki meslektaşımın oturduğunu hissediyordum. Ağzından çıkan her kelime bana şiir gibi gelirdi.

Şiir yazmaya da edebiyat hocalarımın destekleriyle başladım. Çeşitli yarışmalar ve kazandığım ödüller kendime olan güvenimi artırdı. Kendime bu konuda hiç sınır koymadım. Yazmanın benim için hevesten öte bir şey olduğunu hissedebiliyordum. Bu durumumu, usta kalem Sait Faik’in ‘‘Haritada Bir Nokta’’ isimli öyküsünün son cümlesi çok iyi anlatıyor: ‘‘Yazmasam deli olacaktım.’’ 

Dilin, insan hayatı için ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Ancak benim için dilin hükmü bir yere kadar sürer. Bir zaman gelir ve tek kelime dâhi konuşamazsın. Artık kalem dile hükmetmeye başlar. Konuşamadığımız tek bir kelimeyi kalem şiirlere, öykülere, romanlara döküverir.

Şiirlerimde bireysel duygularımın yanı sıra toplumsal olaylara yer vermeyi de önemserim çünkü çoğu zaman bizi şekillendiren yaşadığımız toplum ve bu toplumun değer yargılarıdır. Yalnzca ‘‘ben’’ duygusuyla yazarsak şiirin hayatımızı anlatan otobiyografiden bir farkı kalmayacağını düşünüyorum. 

 

 

 

3- Kitaplarla olan ilişkinizi nasıl tanımlarsınız? Hangi tür kitaplar ve hangi yazarlar daha fazla ilgi alanınızda?

 

 

Kitapları bir pusula olarak görürüm. Ne zaman yolumu kaybettiğimi hissetsem onlar bana yön gösterirler. Bu bir alışkanlık olduktan sonra artık bildiğim yollara da onlarla çıkar oldum. 

Kitaplarla ilk tanışmamı ve bilinçli bir okur olmamı Gülten Dayıoğlu’na borçluyum. Onun eserlerinden en az bir tane okumadan büyüyen bir çocuğun yetişkin olduğunda pişmanlık duyması kaçınılmazdır.

Şiir, roman ve hikâye okumak ufkumuzu genişletir ve bizi bir nebze olsun bu dünyanın tekdüzeliğinden kurtarır.

Nazım Hikmet, Cemal Süreya, Edip Cansever ve Orhan Veli’nin şiirlerini çok severim. Onlar şiirlerindeki etkileyici üslûplarının yanı sıra bizleri düşündürmeyi becerebilen şairler. Bu şairler özellikle aşk kavramını bir tanıma sığdırmayıp şiirleriyle haykırmışlar. Ayrıca Nazım’ın toplumsal olguları şiirlerinde harmanlayıp işlemesi de bana oldukça ilham veriyor.

Roman türünde; Halit Ziyâ, Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Ahmet Ümit ve John Steinbeck gibi yazarları çok beğeniyorum. Hepsi ayrı bir dünya. Hiçbir okurun, Ahmet Ümit’in polisiye romanlarından birini alıp yarım bırakacağını sanmıyorum. Öte yandan Tanzimat Dönemi romancılarının yaşadıkları toplumun, alafranga özentilerini trajikomik bir kurguyla ustaca aktarmaları beni çok etkiliyor. 

Hikâye türünde ise Ömer Seyfettin’in üstüne tanımam. Bu türün doruk noktasına ulaşmış bir yazarımız. Ülkemiz için çok büyük bir değer.

 

 

 

4- Hayatı nasıl tanımlıyorsunuz? Motivasyon kaynaklarınız nelerden oluşuyor ve hem kendinize hem insanlara sunmak istediğiniz başat tavsiye nedir?

 

 

Hayat, manzarasıyla bizi aldatan uçsuz bucaksız bir denizdir. Nasıl ki deniz uzaklardan dâima kusursuz gözükse de içine girdiğimizde elimize mutlaka çer çöp bulaşacaktır. Ancak ben o çöplerin arasında hep renkli taşları ve deniz kabuklarını ararım. Hayata da bu mantıkla bakarım.

Motivasyon kaynağım Atatürk’ün sözleri. Yorulduğumu hissettiğim anda onun sözleri bana kuvvet verir. Bir şeylerin zorluğundan şikâyet etmeye utanırım.

Kendime ve okurlara sunmak istediğim tavsiye dünden ders alıp bugünü doyasıya yaşamaları ve yarın için dâima hazırlıklı olmaları. Dediğim gibi hayat bir denizdir ve dalgalarına hiç güven olmaz.

 

 

 

5- Hayat hikayeniz ile yazdıklarınızın ilişkileri nasıldır?

 

 

Hayatım ve yazdıklarım birbirlerini tamamlar. Tıpkı bir yapbozun parçaları gibi. En sonunda ortaya ben çıkarım. Ancak yazmaya başladığım anki ben ile son noktayı koyduğum ben arasında çok fark vardır. İnsan yazmak için önce beslenmelidir. Nasıl ki bir ağacın iyi meyve vermesi için en başından düzenli olarak sulamamız gerekiyorsa yazmak için de iyi bir okur olmamız şarttır. Bu yüzden ben yazarken okuduklarımdan ilham alırım ve bunları kendi yaşam süzgecimden, tecrübelerimden geçiririm. 

Yazdıklarımla kendi hayatım arasında sıkı bir ilişki olsa dâhi yazdığım satırlarda her insanın kendinden bir şeyler bulabilmesini isterim.

 

 

 

6- Bir kelime veya bir cümlelik tanımlamalar eşliğinde:

En sevdiğiniz eşyanız, sizi en fazla mutlu edecek şey, keşke tekrar yaşasaydım dediğiniz olay?

 

 

En sevdiğim eşyam kaç yıldır kullandığımı hatırlamadığım kalemim ve Osman Hamdi Bey’in çizdiği Kaplumbağa Terbiyecisi tablom.

Beni en fazla mutlu edecek şey bir çocuğun hayatına ve fikirlerine etki edebilmek ve hazırladığım şiir antolojisini tamamlamak.

Benim haberim olmasa dâhi bir gün yazdıklarımın insanlara ilham vermesini çok isterim.

Keşke tekrar yaşasaydım dediğim olay karla tanıştığım gün. O soğukluğu küçük bedenimde hissettiğim ilk anı daha bilinçli yaşamak isterdim. 

 

 

 

7- eecstaticc’i genel çerçevede nasıl yorumluyorsunuz? eecstaticc tarafından yayınlanan yazı/yazılarınız ve eecstaticc Sanat Kitapları hakkında neler söylemek istersiniz ve son olarak belirtmek istediğiniz şeyler nelerdir?

 

 

Yayımladığı kitaplar aracılığıyla eecstaticc, aynı gâyede birleşmiş birçok genci bir araya getiriyor ve bizleri edebiyatın farklı türleriyle tanıştırıyor. Bu işi yapmış olmak için değil, gâyet ilgili ve profesyonel bir şekilde sürdürüyor. Özellikle insanların dört duvar arasında sıkıştığı bu süreçte bizlere bir soluklanma fırsatı sağlıyor. Benim de şimdiye kadar içerisinde yer aldığım beş çalışma var ve bunun devamının gelmesini diliyorum. Daha önce bu işi eecstaticc kadar doğru çizgide sürdüren, disiplinli bir yayıncılığa rastlamamıştım.

Son olarak bu röportaj için sizlere teşekkür ediyor, yaptığım her işte benden desteklerini esirgemeyen aileme ve lisedeki İngilizce hocam Jülide Ay Boyar’a selamlarımı gönderiyorum.

Daha iyi bir dünya için tüm sanatseverlerin okumayı, yazmayı ve çizmeyi sürdürmelerini diliyorum. Sanatla kalın. 

 

 

 

Instagram: @_hftekin.08_ 

 

Halit Furkan Tekin

 

Mart 2021

© eecstaticc