for art...

1- Sizin için edebiyat ne ifade ediyor?

 

 

Bence her şeyden evvel, hayatın gelişimini göz önüne alan, ilerici unsurlarla beslenen bir sanattır edebiyat. Dolayısıyla da insanlığın bütününe yöneliktir. Bunun bu biçimde icra edilip edilmediği tartışma konusu olsa da, gerçeğin bu olduğu kanısındayım. Yaşamı, başta felsefi ve sanatsal olmak kaydıyla tüm boyutlarıyla ele almaktır görevi. Aslına bakarsanız, bir nevi tohumdur edebiyat; altmış-yetmiş sene sonra yaşayacak olan kuşakların düşünce biçimlerinin, dünyaya bakışlarının ilk halleridir ve onları bünyesinde gizleyen cisimlerdir desek yanılmış olmayız. Bu da onun sınırsız bir izahat olmasını gerekli kılmaktadır. Çünkü yazar zihinsel mekânında ne denli hür olursa, aktardıkları da o denli kapsamlı ve anlaşılır olacaktır. 

Jean-Paul Sartre, yazmanın sebebi konusunda şöyle bir söz sarf etmiş: “insan bazı şeyleri söylemeyi seçtiği için değil, onları belli bir biçimde söylemeyi seçtiği için yazardır.” Bir konu çok farklı şekillerde yazıya dökülebilir elbet. Ve her yazar, kendi içinden çıktığı koşulların gereği olarak kendi anlatma şeklini belirler. Yani gerek estetiğin, gerek akıl yürütmenin, gerek özün ve gerekse kurgunun belli başlı sözde bilirkişiler tarafından bir çember içinde değerlendirilmesi benim kabulleneceğim bir durum değil. Amaç, tohumu her canlının üzerinde yaşayıp öldüğü zaman denilen toprağa atmaksa, her sanatkâr bunu kendi yöntemleri ile yapar ve yapmalıdır, söyleme biçimi söyleyene özgüdür. 

 

 

 

2- Eski ile günümüz edebiyatını kıyasladığınızda nasıl bir fark görüyorsunuz?

 

 

Bu soruya yanıt vermek kusursuz olmayı gerektiriyor galiba. Çünkü ne geçmişe ne bugüne haksızlık etmek istemem. Zamanın, dolayısıyla da yaşamın yüzü her daim ileriye dönüktür. Büyük düşünür “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” derken haksız değildi. Asıl mesele, neyin hangi oranda ve hangi şekilde değiştiğidir. Çok kez gözlemlediğim bir yanılgı şudur, insanlar genelde eskinin kötü ya da yetersiz, yeninin ise daima iyi olduğu kanaatini taşırlar. Bu benim adıma gerçekten de tahammülü zor bir anlayıştır. Evet, bu minvalde devam edersem mevzu içinden kolay çıkılmaz bir hal alacaktır. İsterseniz edebiyat özeline geçelim. Ben aslında böyle bir kıyaslamaya girmek hususunda çok zaman istekli olmamışımdır. Fakat geçmişe gereken saygının gösterilmesi konusunda tavizsiz biriyim. Bu biraz da karakterimden kaynaklı bir durum olsa gerek, eskiye sevdalı biriyim. Evlerin de, insanların da ve hatta kılık kıyafetin dahi eski senelerdeki hallerini seviyorum. Hayır, edebiyatta böyle bir ayrım yapmıyorum kesinlikle. Bugünün edebiyatına dair ancak şunu dile getirebilirim; popüler kültürden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır, çünkü onun hamuru duyarsızlıktır ve bu hiç de edebiyata uygun değildir. Bir de sayıları gitgide artan, kişisel gelişim adı altında çıkan o eserler... Çok kişi severek, beğenerek okuyabilir, o insanların tercihlerine sonsuz bir saygı duyuyorum. Fakat bireyi toplumdan bağımsız bir biçimde ele alıp ilerletmeye çalışmak bana pek akla yatkın gelmiyor. Az evvel de söylediğim gibi, kıyaslamaya girmek hoşnut olduğum bir iş değil ama bu soruyu yanıtsız bırakmamak maksadıyla konu hakkında net bir cümle kurayım. Bugünün edebiyatında bireyselliğin daha çok ön plana çıktığını görüyorum. Bu da eski edebiyatın en azında bir-sıfır önde olduğunu gösteriyor. -Bence-

 

 

 

3- Berzah adlı sanat çalışmamızdaki yazarlarımızdan biri olarak, kendi yazınız ve genel olarak da kitap hakkında neler düşünüyorsunuz?

 

 

Dilerseniz kendi yazım hakkında söz etmeyeyim, bunu başka kimseler yapsın. Kitaba gelecek olursak, böylesi sanat yapıtlarının edebiyat dünyasında daha sık ve daha fazla yer bulması gerekir kendine. Elbette her yazarın ama özelikle de yazmaya meyilli genç arkadaşların hem düşüncelerini sunmada hem bu hususta kendilerini geliştirmede böyle yayımlara ziyadesiyle ihtiyacı vardır. Unutmamak lazımdır ki, sağlıklı fikirlere sahip insanların yetişmesine de mühim katkılar sunmak yine böylesi sanat yapıtlarının varlığıyla ciddi manada ilişkilidir. Umarım ki gerek siz ve gerekse ülkenin başka yerlerinden başka insanlar yazmaya ve yazdırmaya ara vermeden hep birlikte devam edersiniz…

 

 

 

4- Yazım dünyasındaki amaçlarınız nelerdir? Edebiyat alanında neler yapmak hedefindesiniz?

 

 

Benim göz alıcı hedeflerim yoktur, hiçbir zaman da olmadı. Gayet tabi ki her yazar okunmak ister, belki en fazla bunu söyleyebilirim hedef olarak. Tabi bir de insanlara olumlu etkilerde bulunup onları müspet manada değiştirmek. İki romanım yayımlandı, üçüncü yayıma hazırlanıyor ve şu sıralar dördüncü eserimi yazıyorum. Bunun yanında şiirler, denemeler ve kısa hikâyeler de yazmaktayım. Anlayacağınız ben aklım, fiziksel ve ruhsal kabiliyetlerim ve kültürüm yettiği ölçüde ve yeteceği ölçüde yazıyorum ve yazmaya da devam edeceğim. Ürettiklerimi zamanın içerisine bırakıyorum. Yaptığım bu işlerin beni nereye götüreceğine veyahut onların ne denli kıymet göreceğine tarih karar verecektir. Kim bilir! Belki de ben o vakitler hayatta bulunmayacağım ama sonuçta olması gerekenler olmaya devam edecektir. Nihayetinde zaman işliyor ve işleyecek.

 

 

 

5- İlham aldığınız veyahut eserlerini okumaktan büyük kazançlar edindiğiniz yazarlar kimlerdir?

 

 

İlham aldığım birilerinin olduğunu söyleyemem. Zaten ‘ilham’ kavramının kendisini de gerçekçi bulmuyorum. Yazmak birikim, duygu ve bilgi işidir kanımca. Şunu da vurgulamak istiyorum; bence kalemi edebiyat saflarında kullanmak, daha ileri tabirle yazar olmak öğrenilen bir şey değildir. Daha ziyade yapıyla, yaradılışla alakalı bir iştir bu. Fakat yazarlık durağanlığı kaldırmaz, bu da gözden kaçırılmamalıdır kesinlikle. Bu yolda ilerlemek isteyen kişi mutlaka okumalıdır. Ancak o zaman alanını genişletip üst seviye kıymetli eserler verecektir. Ve evet, bana da ciddi katkılar sunan çok yazar olmuştur. John Steinbeck, Carlos Fuentes, İvan Sergeyeviç Turgenyev, Şevket Süreyya Aydemir, Orhan Kemal… Gibi nice önemli yazarlar bana bilgi ve deneyimlerimin çoğalması mevzusunda çokça emek vermişlerdir. 

 

 

 

6- eecstaticc’in projelerinde yer almaya devam etme düşünceniz var mı? Bu oluşumu nasıl bulmaktasınız?

 

 

Edebiyata yeni güzellikler katan oluşumlara gücüm yettiği ölçüde katkı sunmak benim de her daim önemli arzularımdan biri olmuştur. Siz durmayı reddettiğiniz müddetçe ben de size eşlik etmeye devam ederim, neden olmasın! Hatta ileriki zamanlarda belki sanat üzerine yazılmış bir eleştiri ile yeniden buluşabiliriz. Evet, eseri okudum ve beğendim. Peki, yeterli mi? Hayır, çünkü edebiyatta ‘oldu’ diye bir şey yoktur. Siz de gayet iyi biliyorsunuz ki, Sürecin her anında gelişmek sanatın esaslarındandır. Gelişerek, çoğalarak ilerleyeceğinizden de asla kuşku duymuyorum. 

 

 

 

7- Son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir?

 

 

Aslında son olarak o kadar o kadar çok söz söyleyebilirim ki… Lakin belki başka bir buluşmada bunu yapsam daha iyi olacaktır. 

Şimdi Galeano’dan okuduğum bir hikâyeden hatırımda kaldığı ölçüde söz etmek istiyorum: Güney Amerika’nın yoksul köylerinden birinde küçük bir çocuk, daha önce hiç görmediği denizi görmek özlemiyle yanıp tutuşuyormuş. Yıllarca kafasında denizlere dair o denli büyük hayaller kurmuş ki, artık zihni özlemlerini taşıyamaz olmuş. Bir gün babası, oğlunu yanına alıp yola koyulmuş. Maksadı onun hayalini gerçek yapmakmış. Yolculukları belki de günlerce sürmüş ve sonunda hedefe az bir menzilleri kaldığında “işte oğlum” demiş babası “şu ilerideki tepeye çıktık mı denizi göreceksin.” Büyük bir arzuyla tırmanmışlar tepeye ve sonunda o uçsuz bucaksız mavi su gözlerinin önüne serilivermiş küçük çocuğun. Birkaç dakika boyunca heykel misali bakakalmış çocuk, benliğinde yıllarca yer etmiş o hayaline. Ve sonunda babasının koluna sarılarak ona şöyle demiş: “Baba lütfen! Denizi görmem için bana yardım et!”

 

İşte edebiyat budur: Zihnimizden taşan hayallerimiz ile karşılaştığımızda, çıkmazlara düşmeyelim diye bize neyin nerede olduğunu izah edendir. Edebiyat, anlatan babamızdır bizim. Denizi görmemizi sağlayandır.  

 

Edebiyatla kalın.

Gökhan Vural Kızılkuş

 

Ekim 2020

© eecstaticc