for art...

1- Hayat yolculuğunuzu nasıl tanımlarsınız ve bu yolculuğunuzun devamında olmasını istediğiniz hayal/hedefleriniz nelerdir?

 

 

22 yaşında, hayat yolculuğumun başındayım demek isterdim. Ama ölümün yanımda bir yoldaş olarak gördüğümden beri bu dünyada sonumu yanımda taşıdığımı biliyorum. Bu nedenle yaşadığım süre bazen çok kısa bazen çok uzun gibi geliyor. 11 yaşından beri kendimle hastalığımın çatışmasından bu bedeni korumaya çalışıyorum. Geçecek dediğim her an daha ağırıyla karşılaştım. Umarım bu ilişkiyi daha iyi yönetmeyi başarırım. Bu çatışmalar sürecinde kendim dâhil herkese kendimi, düşüncelerimi anlatmaya çabaladım. Yazdığım, çizdiğim ve yaptığım her şeyde acımı ve coşkumu yansıtmayı seçtim. Anlatmayı başardım mı? Sanmıyorum. Tam kavrayamadığın bir şeyi nasıl anlatabilirsiniz ki? Bir hocam, Herakliatos "Gerçek dış dünyanın gözlenmesi ve akıl ile kavranabilir" sözünden yola çıkarak "İnsanın gerçekten kendisini anlaması için dış gözleme ihtiyaç vardır. Bu yüzden insan kendi gerçeğini bulamaz." demişti. Biz her şeyi görüp duyumsayıp algılayabiliriz ancak kendimizi ne anlayabiliriz ne de anlatabiliriz sanırım. Ben hala mücadelemden vazgeçmedim kendimi anlamasam da anlaşılmak istedim. 

Hayat yolculuğumda uzun zamandır bir düzlüğe varamadım. Ya dağın zirvesinde ya da çukurun dibinde oldum. Her iki durumda da anlamak ve anlaşılmak istedim. Sanırım bundan sonra da hayat amacım anlamak ve anlaşılmak olacak. Bu yüzden kendimi anlatmaktan vazgeçmeyeceğim.

 

 

 

2- Yazmaya nasıl başladınız? Ne için ve hangi duygular içerisinde yazıyorsunuz?

 

 

Bu işe küçük yaşlarda başladım.  Küçükken gördüğüm başka şeyleri anlatırken, şimdi daha çok anlayamadığım belki de anlayamayacağım kendimi ve insanı anlatmaya çalışıyorum. Beni etkileyen en küçük şey beni yazmaya itiyor. Anlaşılmak istemem anlamaktan daha ağır bastığından olsa gerek yazılarımda kendimi anlatmaktan alıkoyamıyorum. Bu nedenle en çokta anlaşılamayacağımı düşündüğüm anlarda yazıyorum.

 

 

 

3- Kitaplarla olan ilişkinizi nasıl tanımlarsınız? Hangi tür kitaplar ve hangi yazarlar daha fazla ilgi alanınızda?

 

 

Bipolar hastasıyım, araştırmalara göre yaşadığım yılın üçte ikisini verimli geçirebiliyorum. Kaybettiğim üçte birlik kısmı da üçte ikilik kısmında toparlamak için çaba sarf ediyorum. Hayata ara verdiğim zamanlarda kitaplara da ara verip yarıda bırakmak zorunda kalıyorum. O yüzden başladığım ama bitiremediğim çok kitap var. Bazen kitaplığım bir çöplük gibi geliyor. Yanlış anlaşılmasın çöp olan kitaplar değil, benim. Kitaplığım yarısı yenmiş yiyeceklerle dolu ve bazen o yarım kalan kısmı yiyemeden çürüyüp değişiyorum. Kitaplara saygım sonsuz. Ama onların içine eskisi kadar girememek beni üzüyor. Uzun öykülere sığınamasam da okuyabildiğim her şey bana zevk veriyor. Ama şunu diyebilirim. Ne çok gerçekçi ayağı yere basan yazılardan ne de kanatlanıp uçmuş düşüncelerden hoşlanıyorum. Ne olmuşlardan ne de olamayacakları okumak istiyorum. Olabilecekleri olacakları okumak daha güzel geliyor. O yüzden daha çok ütopik ve distopik kitaplar daha çok ilgimi çekiyor.

 

 

 

4- Hayatı nasıl tanımlıyorsunuz? Motivasyon kaynaklarınız nelerden oluşuyor ve hem kendinize hem insanlara sunmak istediğiniz başat tavsiye nedir?

 

 

Hayatımın veya hayatın renkler gibi olduğunu düşünüyorum. Herkes beyaz ışıkla bir umutla oluşmuş. Hayatımız boyunca belli kırılmalarla kendi rengimizi bulmaya çalışıyoruz. Çevreyle her etkileştiğimizde yeni bir renkle karşılaşıyoruz. Eğer her renk ışığını içimizde aynı oranda barındırabilseydik ilk başta olduğumuz renge, beyaza dönecektik. Eminim farklı düşüncelerle oluşan beyazlık, bize yeni bir umut olacaktı. Ama biliyorsunuz, hayat engellerle dolu. 

Başka bir renk türü olan boya renkleri ise birbirlerini engellediği için edindiğimiz her düşünce, renk kendi boya kovamızda siyaha dönüşüp bizi boyayabiliyor. Hayat da madde ve ışık, beyaz ve siyah, hareket ve durağanlık arasındaki süreci ve bu süreçte edindiğin tüm renkleri kapsıyor. Bu yüzden bizler beyaz ışığa dönüşüp umut vermekten de derin boya kovalarında siyahi düşüncelerle boyanıp boyamaktan da korkmayalım. Herkesten bir renk alıp siyahi da beyazı da benimseyelim. Çünkü beyazın anlamı siyahta, siyahın anlamı beyazda gizli. Kara düşüncelerden aydınlığa çıkarız umarım.

 

 

 

5- Hayat hikayeniz ile yazdıklarınızın ilişkileri nasıldır?

 

 

Her düşüncenin duygunun sahibi hayata geldiğimiz mizaç ve edindiğimiz deneyimler değil midir? Benim yazılarım da düşüncelerim de hayatımdan nasibini aldı. Ama beni ben yapan, yazdıklarımı oluşturan kendisinden kaçamadığım onsuz da olamadığım hastalığımdır.

 

 

6- Bir kelime veya bir cümlelik tanımlamalar eşliğinde:

En sevdiğiniz eşyanız, sizi en fazla mutlu edecek şey, keşke tekrar yaşasaydım dediğiniz olay?

 

 

En sevdiğim eşya durum ve koşullara göre değişse de şu sıralar yorganım.

Beni en mutlu eden şey anladığımı ve anlaşıldığımı hissetmek.

"Keşkeleri olmayan" biri değilim. Çok keşkem var. Sevindiğim anıları daha çok yaşamak. Üzüldüklerim de ise daha doğrularını yapmak için keşke aynı hayatı baştan yaşayabilseydim.

 

 

 

7- eecstaticc’i genel çerçevede nasıl yorumluyorsunuz? eecstaticc tarafından yayınlanan yazı/yazılarınız ve eecstaticc Sanat Kitapları hakkında neler söylemek istersiniz ve son olarak belirtmek istediğiniz şeyler nelerdir?

 

 

Tüm renkleri karıştırıp beyazı umudu bulmaya çalışan bir yapı/ ekip. Kitaplarda yer alan ben dâhil herkes kendi düşüncelerini duygularını hissettiriyor. Kendimi değerli hissettirdiniz. Çok teşekkür ederim.

 

 

Instagram: @ebruce_e

Ebru Çınar

 

Temmuz 2021

© eecstaticc